Haritanın En Ücrâ Köşesi...

...Masidherya diye bir yer

29 Nisan 2010 Perşembe

Doğal Taşlardan Takılarım











      Nasıl ama? Acemi biri için hiç de fena sayılmazlar değil mi:)

19 Nisan 2010 Pazartesi

Ölümün Acıtan Gerçekliği

       
      Sabah dinlenememiş olarak uyandım.Biraz evi toparlayıp Kpss için ders çalışmaya başladım.Bir-iki üniteyi bitirdikten sonra artan başağrısına dayanamayıp,biraz uyumaya karar verdim."Bir saat uyusam yeter.Şu saatte uyanırım" diye düşünerek yattım.
      Bir süre sonra...
      Evdeyiz...Ev bayağı bir kalabalık.Teyzeler,kuzenler,dayımın bıcırık çocukları...Herkes mutlu.Ben de...Sonra misafirlerin gitme vakti geliyor ve kalkıp arabalara doluşup gidiyorlar.Onları uğurlayıp eve girerken "karanlığı bol ama huzurlu bir ev" diyorum içimden.Ne zamandır burda yaşıyoruz,bu ev ne zamandır bizim hiçbir fikrim yok.Sadece tuhaf bir huzur hissettiğim.Sanki farklı bir boyuttaymışız gibi..İçerden annem sesleniyor."Kapıları iyice kapat ta öyle içeri gir" diye.Geri dönüyorum söylenileni yapmak için.Hem bahçe kapısını,hem evin giriş kapısını kapatmamışım sahiden.Kapıları kapatıp içeri giriyorum.Bitişik iki odayı da olduğum yerden görebildiğim bir salondayım...O da ne! (Rahmetli) dedem gelmiş !! diyorum.Ama dedem bi masada oturmuş tek kelime bile etmiyor,öylece duruyor...Ne bir ses,ne de tepki vermeden...Direkt yanına gitmek için davranıyorum ama masanın etrafındaki sandalyelerden odaya giremiyorum.Tam olarak sandalyeler de değil;Sanki beni engelleyen görünmez bir duvar var..."Yandaki odadan dolanıp oradan girebilirsin"diyor annem.Yine kendisini göremediğim bi noktadan seslenerek...Tam yan tarafa yöneldiğimde (yani artık dedem görüş alanımın dışında kaldığında ) "Ama dedem öldü,o bize gelemezki..Rüya görüyorum o zaman" deyip yoğun bir ağlama hissiyle beraber yavaş yavaş uyanıyorum.Saate bakıyorum tam uyanmak istediğim saat.
      Ne rüyamda ne de uyandığımda ağlayamadım ama.Boğazımda düğüm olarak kaldı bi süre daha hıçkırıklarım..."Ne yani,bütün bir rüyada;hiç bilmediğimiz bir evin bizim evimiz oluşu,hiç tanımadığım bir kuzen,herkesin bir anda gelip bir anda gitmesi vs. birsürü saçmalık olabiliyor da bir tek dedemin bize gelmesi mi olamıyor?" diye kızıyorum kendime...Ve merak ediyorum; acaba rüya olduğunu farkettiğim andan sonra da devam edemez miydim rüyaya? Yanına gitsem dedemle konuşabilecek miydim acaba? diye...Bu ölümünden sonra dedemi rüyamda ilk görüşüm.O yüzden,unutursam diye yazmak istedim işte...

31 Mart 2010 Çarşamba

Profesör ve Seyis

     Profesör, konferans vermek üzere salona girmiş.Salonda, sadece ön sırada oturan seyis dışında hiç kimse yokmuş.Boş koltukları görünce, konuşup konuşmama konusunda tereddüde düşen profesör sonunda seyise sormuş:
 “Buradaki tek kişi sensin.Kararı sen ver. Sana göre konuşmalı mıyım, yoksa konuşmamalı mıyım?”
Seyis cevap vermiş:
“Hocam ben basit bir insanım, bu konulardan hiç anlamam. O yüzden bana hiç sorma.Ama ben ahıra gelseydim ve bütün atların kaçıp bir tanesinin kaldığını görseydim, yine de onu beslerdim”.
     Bu sözler karşısında seyise hak veren profesör, kararını vermiş ve konferansa başlamış.Konuşmuş, konuşmuş… İki saatin üzerinde konuşmuş, anlatmış, yazmış durmuş. Sonunda sözlerini tamamlayan profesör, kendini çok mutlu hissetmiş ve görevini yerine getirmenin hazzı ve tatlı yorgunluğuyla seyise dönmüş. Aslında amacı, tek dinleyicisi tarafından da konferansın çok iyi geçtiğinin onaylanmasını duymakmış.
“Konuşmayı nasıl buldun?” diye sormuş.
Seyis cevap vermiş:
“Hocam, ben sana daha önce basit bir adam olduğumu ve bu konulardan pek anlamadığımı söylemiştim. Yine de, eğer ahıra girdiğimde, biri dışında tüm atların kaçtığını görseydim, onu beslerdim, ama elimdeki tüm yemi ona verip hayvanı çatlatmazdım”.
                                                                                               Alıntı

Lacerem'le Çarşı...

      Dün Lacerem'ciğimle birlikte Beyazıt-Eminönü altüst ettik bi güzel çarşıyı...Kpss için çalışma kitabı aldım kendime.2 tane kocaman kitap! Eskiden korkutmazdı kitabın kalın oluşu beni ama şimdi görüyorum ki korkar olmuşum:( Elimi sürmek istemiyorum bile ama çalışmaya başlayınca devamı gelir inşallah.
     Lacerem'le birlikte geçirdiğimiz tüm zamanlar gibi dün de çok çok güzeldi.Ben doğal taşlara,boncuklara bakarken o biraz sıkıldı gerçi.Ama hatır belâsına katlandı napsın:)Bir de kendime akbil alabilseydim...Yine kalmamıştı.Bide satıcı dua etti "nasibin yokmuş ama inşallah başka yerlerde bahtın açık olur" diye:)
     

27 Mart 2010 Cumartesi

Cansıkıntısına Test



       Canım çok sıkkınsa bu testlerden çözüyorum maillerime bakarken arada..Hayır,malesef İngilizce ya da KPSS ile ilgili testler değil:) Msn'deki komik ama bi o kadar da tutarlı kişilik testlerinden...
      Her ne kadar "bilimsel bir dayanağı yoktur" diye belirtseler de çok boş da atmıyorlar bence bu analizleri.En çok da " deli misiniz?" testini ve benim cevaplarıma karşılık olan analizini sevdim:)
      Diyeceksiniz ki "ne yani,aklından şüphen mi var da böyle bir testi çözdün?"İtiraf etmeliyim ki ara sıra kendime"deli miyim ben yaaa" diye sorarken yakalıyorum kendimi:)Soruları bi güzel cevapladım.Şu sonuç çıktı ;
           Akıllı Deli :
     "Sizinkisi “akıllı olup bu dünyanın kahrını çekeceğime, deli olayım dünya benim kahrımı çeksin” şeklinde yapılmış gayet bilinçli bir tercih. Olaylara, durumlara baktığınız mesafe, pek çok şeyi sıradan akıllılardan daha iyi görmenizi sağlıyor. Deliliğin verdiği cesaretle gözünüzü budaktan, sözünüzü dosttan da sakınmıyorsunuz. Lakin ısrarcı da değilsiniz. Bildiğinizi söylüyor, üzerinize düşeni yapıyor, çoğu zaman kimsenin cesaret edemediği atraksiyonlar geliştiriyor, fakat başkalarını düşüncelerinizin ve eylemlerinizin doğruluğuna inandırmak için de enerji harcamıyorsunuz. Kişiliğinizin en sevdiğiniz tarafı da yaratıcılığınız. Dünya sizin oyun alanınız. Arada bir çuvalladığınız oluyor. Ama takılmıyorsunuz. Nasılsa delisiniz…"
     Sonra bir iki soruda iki seçenek arasında kalmıştım."Bi de diğer şıkları işaretleyeyim öyle bakayım sonuca,nasıl çıkacak" dedim ve bu sefer çıkan sonuç ta şu;
          Zırdeli :
    "Siz üst kademeden çifte gömlekle bağlanması gereken bir delisiniz. Bir deliliğin sizin tarafından idrak edilmesi için aklınıza gelmesi kâfi. Her ne gerekiyorsa yapıyor, size bakıp “aaa delinin zoruna bak” diyenlere en kıyağından bir nanik çekiyorsunuz. Eğlenmek için gelmişsiniz dünyaya. Hiçbir şey sizi ömrünüzün bir dakikasını bile delice olmayan bir şey için vakfetmekten alıkoymaya değmiyor. Dağlara tırmanmalı, paraşütle atlamalı, kanatsız uçmalı, mağaraların derinliklerinde gizemli yolculuklar yapmalısınız. Hikâyelerinizi dinlemeye bayılan onca insan sizin kadar deli olmak için feda edemedikleri her şeyin ağırlığıyla yaşayıp gidiyorlar. Günü birlik yaşıyor, hayatınızda vazgeçemeyeceğiniz hiçbir şey olmamasına özen gösteriyorsunuz.Delilik sizinle yeni anlamlar kazanıyor…
        İşte böyle...Genelde bu "zırdeli" tanımlaması pek uymuyor bana.Ama bugünlerde delilikle zırdelilik arasındaki sınırda dolanıyorum sahiden.Öyle delilikler yapmak istiyorum ki,yukarıda sayılanlar hiç kalıyor yanında.Ama yapmıyorum; ne de olsa ben akıllı deliyim:) 
         Sonra bir de "auranız hangi renk?" testini cevapladım.Auramın nasıl olduğunu cidden çok merak etmişimdir hep.Ve nedense hep maviymiş gibi hissederim.Test sonucunda da mavi çıktı:)Eğer auraları görmek, isteyerek elde edilebilecek bir yetenekse...yani bunun bi yolu yordamı varsa birgün bunu başaracağıma eminim,çünkü cidden çok istiyorum."Kirlian" denen bi foto tekniğiyle auralar resmedilebiliyor ve bu tekniğin entegre edildiği kameralar da var(Nasıl bişeymiş diye merak ettiyseniz şuradan bakabilirsiniz).Kendim görebilene kadar bi tane onlardan alayım bari dedim ama çok pahalılar ya:( En iyisi mi testin dediğine inanıp auramın mavi olduğu düşünmeye devam edeyim:)
   Neyse, ben seviyorum bu msn testlerini.Hazırlayanlar sağolsun:) siz de denemek isterseniz buraya TIK

Yazamayışım

        
         
       Çok uzun oldu bu seferki ara mâlesef.Yazamayışımın temelde birçok nedeni var.Ama birinci sebep;aklımdan gelip geçenlerin hızına kalemimin yetişememesi durumu.Ara ara oluyordu böyle ama bu defa daha uzun sürdü sanırım.Size de oluyor mu sahi böyle?Hani meselâ; o gün gittiğiniz bir yerle ilgili yazmaya yeni başlamışken,zihninizde tüm gezi ve yazacağınız herşey tüm detaylarıyla çok hızlı bir şekilde ilerlemiş,çoktan başka bir konuya geçmişsiniz bile...İlk defa bu durumu deneyimlediğimde,önce düşünme hızında yazmanın süper bişey olacağını düşünmüş,sonra da yazma hızında(yavaşlığında mı demeli) düşünmediğimize şükretmiştim.
       Neyse...Aradan geçen onca zamanda birçok şey oldu elbette.
Birkaç kitap bitirdim.
Biraz örgü ördüm.Ama hâlâ bitirebilmiş değilim.
Film izlemeden olmaz tabi..
Bir sürü kötü,birazcık da iyi haberler aldım.
Ağladım,sızladım bol bol...
Sonra sırf hava bol güneşli diye mesela,mutlu da oldum arada.
Ufak tefek şeyler aldım kendime herzamanki gibi.Paranın hesabını daha çok yaparak...
Biraz gezdim,çokça vazgeçtim dışarı çıkmaktan...
Grip de oldum bu arada.
İyileşmek için çaba sarfetmek bile gelmedi içimden üstelik.
Belki de hiçbirzaman işime yaramayacak birsürü şey öğrendim,
Nette ordan oraya gezerken...
Eski bi günlüğüm vardı;hayatımın sıkıntılı bi dönemine tekâbül eden.
Her okuduğumda birkaç sayfasını yırtıp atardım,
fazla hüzün barındırdığı için.
İşte o günlüğün son sayfalarını da yırtıp attım bugün.
Akvaryumdaki balıklarımızın birsürü yeni yavrusu oldu.Bazıları baya bi büyüdü üstelik.
Yeni balıklar da eklendi aralarına..Ve yeni süsler...
Ha,bir de bi dişimin bi kısmı kırıldı.
Başta üzüldüm ama şimdi farketmiyorum bile..
İngilizce'ye de çalıştım(çalışmaktayım) yarım yamalak.
Bu tempoda gidersem 10 yıl sonra iyice sökmüş olurum herhalde:)
Ve daha birsürü şey...
       Ama hiçbirinden uzun uzun bahsetmek istemiyorum nedense.Bir boşvermişlik,bir dağınık ruh hali almış başını gidiyor.An itibariyle dur demeye karar vermiş bulunmaktayım bu gidişhâta en azından.Ne kadar başarabileceğimse muammâ...

12 Mart 2010 Cuma

Gözümüz Aydın :)


         Bugün annemin yaklaşık 1 aydır beklediğimiz biyopsi sonuçlarını aldık.Rabbime sonsuz şükürler olsun ki temiz çıktı:) Her ihtimalin defalarca zihnimden geçtiği,rüyalarımda bile canımı acıttığı 1 ay...
         Önce "yoktur canım kötü bişey,sadece bunu teyid edeceğiz hepsi bu" dedim.Sonra düşününce; mamografi ve MR sonuçlarının "kötü birşey olmadığı" kanısına varmaları için yeterli görülmemesi fena halde canımı sıkmaya başladı.Başta biran önce sonucu alacağımız gün gelsin istedim.Zaman geçtikçe,artan kaygıyla birlikte her türlü sonuca hazır olmadığımı hissettim...Korktum...
       Sahi,insanın herşeye hazır olması mümkün müdür acaba? Var mıdır acaba böylesine güçlü insanlar hala?,Farzedelim hazırız kötü sonuçlara da.O zaman daha mı az canı yanar insanın?Etkisini azaltır mı gerçekten acının bu hazır olma hali?Zihnimden pervasızca gelip geçen bu "her türlü sonuç"lar hakkında annemle konuşamadım bile...Kötü şeyler hakkında konuşmamak herzaman daha iyi geçmiştir bana...Ya da daha kolay mı demeliyim...
        Bu 1 aylık süre içinde iyice anladım ki ; bi hastalığın en zor aşaması kabul etme kısmı.Şükürler olsun ki bizim sonucumuz kabul edebileceğimiz gibi çıktı.Rabbimin sağlıklarımızı bize bağışlaması duası ile... 

8 Mart 2010 Pazartesi

Pinhani -Zaman Beklemez


 
             Pinhani'nin "uzun süredir böyle güzel bi klip izlememiştim" dedirten klibi...Özellikle telefon ve kumanda cihazlarından oluşan trafik bölümü çok etkileyici geldi bana.Şarkının da en can alıcı kısımlarından birine tekabül etmekte ayrıca ;
        Sabrı öğütler zaman
        Oysa odur durmayan
        Ben beklerim de,zaman beklemez ki beni...
            Folyodan deniz ve kağıttan yaprakları olan ağaçlar da çok hoş.Ama insanın daha bi içine işleyen farklı bişey var bu klipte.Akrebi ve yelkovanı olmayan saate bağlanmış kızdan bile daha çok vurucu birşey.Ama ne olduğunu tam çözemedim henüz.Pinhani'nin bu kliple ilgili bi röportajına rastlarsanız bana da haber verin olur mu?
   

3 Mart 2010 Çarşamba

Geçmişi Geride Bırakmak

       
         Birçoğumuz yanımızda kocaman bir bavul taşıyoruz. Çok ağırdır o bavul. O bavul geçmişin kötü deneyimlerini sakladığımız bavuldur. İlerlemek için çok çaba sarf etsek bile çok az mesafe kat edebiliyoruz. Birkaç adım attıktan sonra da durup bavulu açıp içinde nelerin olduğunu tekrar gözden geçiriyoruz;O acıları,o hayal kırıklıklarını tekrar yaşıyoruzdur.Bazılarımız bu şekilde günlerimizi, bazılarımız haftalarımızı, bazılarımızsa yıllarımızı kaybettik. Sonra bavulu tekrar kapatıp ilerlemeye çalışıyor ve çok geçmeden tekrar durup bavulu açıp zaman kaybedi­yoruz.
        .....O bavulu belki bir anda elinizden bırakamayabilirsiniz. O zaman en azından içindeki ağırlıkların bazılarıyla vedalaşabilirsiniz.

Siz hangi ağırlıklarla vedalaşacaksınız?
                                                                                                        (alıntı)

1 Mart 2010 Pazartesi

Sözümü Tutamadım :(

 
             Kendi kendime şurada bahsettiğim kitap çadırından aldığım kitapları bitirmeden yeni kitaplar almayacağım demiştim.Çok kesin ve net bi söz değildi ama sonuçta öyle bir karar almıştım.Defalarca kitapçılara gitmeme rağmen sözümde duruyordum da.Ama geçen gün gittiğim bi mağazadaki kitaplarda fena halde aklım kalınca,ve bugün aynı mağazaya tekrar yolum düşünce dayanamadım.İki tane deneme kitabı aldım.Gerçi fiyatları çok uygundu ama sözümde duramadığıma üzüldüm.Ama kitap görünce dünyayla irtibatım geçici olarak kesiliyor ve o esnada verdiğim sözleri unutuyorum.Hatırladığımda ise kitabı almaya çoktan karar vermiş,arka kapağını,ön sözünü ve içinden de rastgele birkaç sayfayı okumuş oluyorum.E sonra da vazgeçmek çok zor oluyor.Hatta bugün olduğu gibi,herzaman mümkün olmayabiliyor.
      İçnot: Yine o yazıda alamadığım için içimde kalmış olan bir polisiye vardı ya,onu almak da nasip oldu sonradan.Bu yıl o kitap çadırı geçen senelerden daha uzun kaldı.Ve kalan kitapların da fiyatlarını tekrar indirmişlerdi.Başka bi nedenle oraya tekrar gittiğimde kitap çadırının hâla kaldırılmamış olduğunu görünce öyle bi gidişim vardı ki görmeliydiniz:) O kitabın fiyatının düşmüş olduğunu da gördüğümde almadan durur muydum:)
         Bu arada kitapları alırken bozuk paralarımı vereyim dedim.50 kuruşum yetişmedi.Teyze sağolsun " hiç önemli değil,zaten öğrencisin" dedi.Helâlleştik ve hallettik.Yalnız öğrencilik yıllarımı çoktan geride bırakmama rağmen nedir bu beni öğrenci zannetmelerinin nedeni pek çözemedim.Ne yani. "sadece öğrenciler kitap okur,öğrencilik dönemini tamamlayınca kitap okumaya da gerek kalmaz " mantığında mı bazıları acaba? Daha çok kitapçılarda karşılaşıyorum bu öğrenci zannedilme durumuyla.Bir de toplu taşıma araçlarında:) "Öğrenci ücreti mi alıyoruz buradan?" sorusuyla az muhatap olmamışımdır.Bu arada bu durumdan istifade ediyorum zannedilmesin.Tabi ki her seferinde öğrenci olmadığımı belirtiyorum.Belki de biraz paçoz,düz giyiniş tarzım yüzünden öyle zannediliyorum diyeceğim ama artık öğrenciler de fazlasıyla süslü:)Anlamadım gitti nedir sebebi...
         Aldığım kitaplardan söz etmeyeceğim.Okuyunca bahsetmek çok daha güzel oluyor .Şimdilerde 3 kitaba birden devam ediyorum.Eskiden bir kitaba başlayınca onu bitirmeden bir başkasına başlamak istemiyordum.Ama nedense artık böyle biraz ondan,biraz diğerinden okumak daha hoş geliyor.Arada geçen zamanda diğer kitabı daha çok merak edebiliyorum diye belki de...
        Bu arada metro jetonları değişmiş.Yeni jetonlar plastik.He bir de bazı metro girişlerine jeton alma makinesi konulmuş.Sadece metal para değil,kağıt banknotlar da kullanılabiliyor jeton alımında.Güzel olmuş bence.Birkaç gün dışarı çıkmayınca bile ne çok şey değişiyor etrafta.
         Yorucu ama güzel bi gündü.Diğer detaylara hiç girmeyeyim yoksa malûm,bu yazı bitmez:)

26 Şubat 2010 Cuma

Hüzün ve Mesafe...

        
           Ne kadar hüzünlü ; işten gelip annenin pişirdiği mis gibi yemekleri yedikten sonra,telefonu eline alıp artık kilometrelerce uzaklıkta olan anneye telefondan "eline sağlık " demek...

25 Şubat 2010 Perşembe

Mevlid Kandilimiz Mübarek Olsun

      Bugün Hatemu'l Enbiya,âlemlere rahmet olarak gönderilen sevgili peygamberimiz  Hz. Muhammed (s.a.v)'in,birsürü mucizeyle birlikte dünyamızı şereflendirmesinin yıldönümü...Dünyanın gidişhâtının sonsuza dek değiştiği o mübârek günün yıldönümü...
         Rabbim bu mübarek günün hayrından bol bol istifade etmeyi nasib etsin cümlemize.Dua ile...


Ya ilahel alemin
İlk yarattığın nur efendimizin nuruydu. 
Sen onu var etmeden evvel gündüzün geceden, 
baharın da kıştan farkı yoktu.
İyilikler, kötülüklerle iç içe; 
akıl nefse yenik, 
ruh da bedenin esiri idi.
O güzeller güzeli 
Varlığın sırrını keşfedip akla yüksek hedefler gösterdi
düşünceye kapılar açıp 
insanın ebedlere namzet olduğunu âlemşümul bir dille haykırdı. 
Böyle bir elçiyi insanlığa bahşetmenden
Ve sayısız nice nimetlerinden ötürü 
sana sonsuz hamd ü senalar olsun ya rabbi!




Güç ve kuvvet ancak kendisine has olan yüce ve büyük Allâh’ım!
Mahlûkatın adedince,
Zatının rızası,
Arşının ağırlığı ve kelimelerinin toplamınca
Efendimiz Hz. Muhammed (sas) ve O’nun ehli ve ashabı üzerine salât ü selam la bir kere daha yâdederek huzûr-u İlahi'de el açıp yakarıyoruz



ya ilahel alemin
O güzeller güzeli Sevgiliyi, bir kere daha misafirimiz eyle..
tahtını sinelerimize kur
gönüllerimizdeki karanlıkları kov,
bütün benliğimize ruhunun ilhamlarını duyur
ve bize yeniden diriliş yollarını göster ya rabbi



Ey ihsanları sonsuz olan Allah’ım
düşe-kalka olsa da hep Efendimizin izinde yürüme gayretindeyiz.
N’olur bizi bir kere daha sevindir. 
Sevindir ki; bağının taptaze fidanlarıyla 
adını âleme tam duyuracak demdeyiz.
Bu dünya ışığa hasret gidiyor. 
Bizler o kırık azimlerimiz ve o çatlamış ümitlerimizle, 
yolların hakkını veremesek de hep yollardayız.
Sadece hislerimizle de olsa, aradığımız hep senin habibin;
N’olur gönüllerimiz bir kere daha onunla dolsun,
ufuklarımızı saran şu upuzun geceler yerlerini gündüzlere bıraksın
ve viladeti bizim hakiki bayramımız olsun..



Allâh'ım!
Efendimiz Hz. Muhammed (sav)’in Sen'den istediği 
her türlü hayrı Sen'den istiyor, 
yine Peygamber Efendimizin sana sığındığı 
her türlü şerden de 
sana sığınıyoruz.



Yâ Erhamerrâhimîn ve Yâ Ekremelekremîn!
Bizim, anne-baba ve ecdadımızın
Bize rehberlik ve kılavuzluk yapan büyüklerimizin,
Bir harf bile olsa kendilerinden istifade ettiğimiz hocalarımızın,
Sevdiklerimizin, sevenlerimizin,
Içinde neş’et ettiğimiz beldedeki insanların,
Milletimiz fertlerinin,
Kadın-erkek inanan bütün arkadaşlarımızın,
Dostlarımızın, kardeşlerimizin..
Bize karşı hep civanmertçe davrananların..
Hayır dualarında unutmayıp
Her zaman bizi de yâd edenlerin..
Üzerimizde hakkı bulunan kimselerin..
Kıymetli nasihatleriyle
Bize bekâ desenli sâlihatın yollarını gösterenlerin...
Ve bütün ümmet-i Muhammed’in
Günahlarını bağışla! Ya Rabbi!

Allahım!
Duamızın sonunda Sana olan minnet ve şükran hislerimizi
Bir kere daha tekrarlıyor,
Resûl-ü zîşânı, âlini, ashabını
Bir kez daha salavâtlarla anıyor
Ve dualarımızı kabul buyurmanı istirham ediyoruz.
Ne olur, bizlerin dualarına icabet buyur ya Rabbi!

amin ve selamün alel murselin
vel hamdü lillahi Rabbi’l-alemin…

                                                                                  (alıntı)             AMİN...
Duanın tamamı için buraya

23 Şubat 2010 Salı

Çok Güzeller Ama Yaaaa

         Kim demiş "Ben güzele güzel demem,güzel benim olmayınca" diye.Şimdi sırf benim olamayacaklar diye ben bunları beğenmeyeyim mi?Olacak şey mi yani bu:) Başta "istiyoruuuuum,ben de istiyorum bunlardaaaan" diye sızlandım biraz.(Bu aralar her bişeyi istiyorum zaten) Ama baktım istemekle olmuyor,vazgeçtim.Hadi biraz da siz isteyin :) 









         Bir ara 10 marifette Bi kitap yüzük görmüştüm,çok beğenmiştim.Şimdi de bu...Bazen çok kızıyorum bu sanatçı insanlara.Hiç aklımıza gelmeyecek şeyleri istettiriyorlar bize:) Bayıldım ben bu yüzüğe..Kaynak
Bunlar da post-it miş...Ne şekerler dimi:)











Hadi laptopumu dışarda kullanmıyorum o yüzden laptop çantasını istemiyorum diyelim,ama bu kitap yada defter kaplarını gel de isteme yaaa :( Kaynak

21 Şubat 2010 Pazar

Eyüp Sultan Ziyareti



       Çok uzun zaman önce,henüz çocukken sık sık götürürdü annem bizi Ebû Eyyub El-Ensâri hazretlerinin kabrini ziyarete...O yıllardan sonra çok istesem de bir türlü gidememiştim.Nasib olmayınca olmuyor işte.Ya da yeteri kadar isteyememişim.
       Yıllar sonra bugün gitmek nasib oldu çok şükür;Peygamber efendimizi (s.a.v) hicretten sonra 7 ay boyunca evinde misafir eden...İlerlemiş yaşına rağmen,hadis-i şerif ile müjdelenen fetih askerlerinden olabilmek ümidiyle çıktığı yolda rahatsızlanıp, şehrimin surlarının dibinde ruhunu teslim etmiş olan o mübarek insanın ziyaretine...
        Eyüp Sultan camiinde aynı zamanda peygamberimizin (s.a.v) mübarek Kadem-i Şerifi de muhafaza edilmekte ama çok kalabalık olduğu için o kapıdan giremedik bugün:( Türbenin içinde bile çok uzun süre kalınmasına izin vermiyorlardı kalabalıktan dolayı..Oysa ki ne çok ihtiyacım vardı kalıp uzun uzun dua etmeye.Merak etmeyin aklıma geldiği kadarıyla hepimiz adına dua ettim:) Mevlâm kabul eder inşallah...
      Eyyub El-Ensari hazretlerinin ziyaretine hiç gidememiş olanlarınız var ise şuradan,türbenin ve Kadem-i Şerif'in  3 boyutlu panaramik fotoğraflarına bakabilirler.Yalnız fotoğraflar panoramik olduğundan önce indirmeniz gerekiyor.İndirdiğiniz resmi tıklayıp çalıştır demeniz yeterli.(kapatmak için ise Esc tuşuna basmalısınız.Ayrıca antivirüs programınız gereksiz yere uyarı verebilir exe dosyası olduğundan dolayı.Yoksa virüs falan yok.) Aynı adreste birsürü cami,saray,müze ve kalenin de panoromik fotoğrafları mevcut..Hatta ilk fırsatta gitmeyi düşündüğüm istanbul panorama 1453 tarih müzesinin bile panoramik fotolarını koymuşlar...
      Tabi ki bizzat ziyaret etmek çok farklı.Çok seviyorum ben şehrimi çoooook!

19 Şubat 2010 Cuma

Kötü Bir Gün

       Bugünü kötü bi gün ilân etmek için fazlasıyla sebebim var.Mücahit ile kavga ettik:( Genelde dargınlıklarımız en fazla akşama kadar sürer.Ama bu defa ne kadar sürecek  bilemiyorum.Kesin olan birşey var;gün bitmeden sorunu halledememiş olmamız.Yaş büyüdükçe tartışmalarımızın şiddeti artıyor ve barışma süreci de uzuyor.Tartışmak yada kırılmak çok ta önemli değil de,anlaşılamamak yoruyor ve üzüyor daha çok...
        Sonra akvaryumdaki en sevdiğim balık öldü bugün :( Yeni katılan yavrulara sevinemedim bile.Yavrular henüz çok küçük ve renksiz.Onlardan birinin ölen balığıma benzeme ihtimaliyle avutuyorum kendimi çaresiz.Balık beslemek çok zor gerçekten.Hakan bu işten anlamasına rağmen şimdiye kadar birçok balık öldü.Yavruların bir kısmını da diğer balıklara kaptırıyoruz toplarken.Yeni yavrulara seviniyoruz sevinmesine de,diğer yandan akvaryuma her bakışımda "ölen var mı acaba" diye korkar oldum...
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...